Klişelerden Sıkılanlara: Bir Çırpıda İzlenecek Aşk Filmleri

14 Şubat için plan program yapamayanlardan ya da afili sürprizler bulamayanlardan mısınız? Hazırlıklar son dakikaya mı kaldı? Dert etmeyin. Aşk filmleri ne güne duruyor? Bir izleyenin bir daha izlediği, eleştirmenlerin hayran kaldığı, aşkın bin bir halini anlatan bu filmlerden en az biri tam size göre…

Sevmek Zamanı

Metin Erksan imzalı 1965 tarihli bu şaheser için önce bir saygı duruşunda bulunmayalım mı? Yeşilçam’ın alışılmış aşk hikâyelerini yerle bir eden, kurgusuyla başımızı döndüren bu film, o yılların İstanbul’u ve ada havasıyla da “Ah!” dedirtiyor. Bildiğimiz aşklardan değil dedik ya… Kahramanımız Halil, evini boyadığı zengin ailenin kızı Meral’in duvardaki resmine âşık oluyor. Ancak Meral’in bir kış günü çıkagelmesiyle bu sır artık iki kişilik oluyor. Durumu başta garipseyen Meral, Halil’in resmine âşık olmasına âşık oluyor adeta. Ancak Halil bir kez resmi sevmiştir, onu değil.

Halil’in resmi sahiplenişi, kendi dünyasına dair görmesi saf sevgiyi öyle güzel anlatır ki; hele de “Resmin beni bırakmaz, beni hep sevebilir” deyişi… Tamam tamam gözler dolmasın, Halil ile Meral’e kulak verin, bize büyük büyük sözler söylemeden de hayata kocaman sevgiler sığdırabileceğimizi anlatsınlar.

Only Lovers Left Alive – Sadece Âşıklar Hayatta Kalır

Görüp görebileceğiniz en entelektüel, en bohem vampirlere hazır mısınız? Ünlü yönetmen Jim Jarmusch’un 2013 tarihli bu postmodern aşk hikâyesi, bildiğimiz Âdem ve Havva’yı öyle bir dönüştürüyor ki! Cennetten kovulduğu söylenegelen Âdem ve Havva, bu filmde doğa üstü güçlerinden ve ölümsüzlüklerinden hoşlanmayan, depresyon sınırlarında gezinen; sanatı, edebiyatı ve bilimi dünyadaki her şeyden çok seven, yüzyıllar süren uzun bir ayrılıktan sonra bir araya gelen birer vampire dönüşüyor. Varlıklarına anlam bulmak için çabalıyorlar. Ortak tutkuları olan sanat ve müzik onları bir arada tutuyor. Kolay değil yüzyıllardır yeryüzünde olup, onca dönüşümden geçtikten sonra yine de âşık kalmak!

Film; Lord Byron, Kafka, Nikola Tesla, Darwin, Schubert, Shakespeare göndermeleriyle dolu diyalogların, insanlığa dair mesajların yanı sıra cuk diye oturan müzikleriyle de dört başı mamur bir yapıt.

Les Amants du Pont-Neuf – Köprüüstü Âşıkları

Paris boşuna aşkla anılmıyor! Kentin en eski köprüsü olan Pont-Neuf; sokaklarda yaşayan bağımlı, eski sirk cambazı Alex ile hayatına sırt çeviren ve yavaş yavaş görme yetisini kaybeden ressam Michèle’in aşkına sahne oluyor. Uykusuzluk sorununa morfinle çare arayan Alex, genç kadının gelişiyle tabiri caizse yıllar süren uykusundan uyanıyor. Geçmiş aşkını kalbine gömmeyi başaramayan Michèle ise her gün biraz daha kararan dünyasını aydınlatmak için bir kez daha aşka sarılıyor. Uçlardaki bu ikili, ihtişamlı devrim yıldönümü kutlamalarının görkemli ışıkları altında birbirlerine tutunup huzursuz ruhlarını bir nebze olsun yatıştırıyorlar.

Leos Carax imzalı 1991 tarihli bu yapım, aşk filmleri listesinin başında gelirken bir yandan da “Asla vazgeçme” diyor. Bu arada film boyunca David Bowie, Iggy Pop ve Fairuz gibi isimler kulağınıza fısıldayacak, kaçırmayın!

Aşk filmleri zamana meydan okur: Before serisi

Bir hikâye, iki âşık ve üç ayrı zaman… Richard Linklater bu seriyle yaklaşık 15 yıla yayılan bir zaman dilimini günün üç farklı anıyla anlatıyor. Seri ‘Before Sunrise’ (Gün Doğmadan) ile başlıyor ‘Before Sunset’ (Gün Batmadan) ile devam ediyor ve ‘Before Midnight’ (Geceyarısından Önce) ile noktalanıyor. Celine ve Jesse’in masalsı bir şekilde başlayan aşkları, zamanı da şehirleri de aşıyor. Onlarla gün doğana kadar Viyana sokaklarını karış karış geziyoruz, buluşma sözü verdikten sonra kayboluşlarına kahroluyoruz. Yıllar sonra onları bu kez Paris’te buluyoruz ama işte kaderin cilvesi, gün batmadan ayrılmaları gerekiyor. Aradan yine yıllar geçiyor, çiftimizi evlenmiş ve çocuğa karışmış görüyoruz. Masalsı başlayan hikâyemiz burada gerçeklerle çarpışıyor. Peki Jesse ve Celine acaba hâlâ heyecanlı ve romantik mi yoksa gece yarısını mı bekliyorlar?

Call Me By Your Name – Beni Adınla Çağır

Luca Guadagnino tarafından, André Aciman’ın aynı adlı romanından beyaz perdeye uyarlanan 2017 yapımı film; sevginin yanı sıra dostluğun, akıl hocalığının, aile olmanın, kendini bulmanın da hikâyesini yazıyor. Kuzey İtalya’da sanat ve kültür dolup taşan bir ortamda ailesiyle birlikte yazı geçiren Elio’nun dünyası, babasının araştırmalarına yardım etmek üzere seçilen misafir öğrenci Oliver’ın gelişiyle resmen sarsılıyor. Elio başta kibirli, burnu havada bulduğu Oliver ile zaman geçirdikçe ikilinin arasındaki çekim de karşı konulamaz bir hal alıyor. Dile getirmekle getirmemek arasında sanki yüzyıl gibi gelen o anı aşan ikili, ayrı ayrı ben’lerden ziyade biz oluyor. Film, etkileyici final sahnesi de sizi kalbinizden vurmaya aday. Hazır kalbimizi bu filme bırakmışken, devam romanının çoktan yazıldığını ve bir kez daha perdeye uyarlanacağını da söylemeden geçmeyelim.

Howl’s Moving Castle – Yürüyen Şato

Anime seven çiftler burada mı peki? Sevginin kıyısında masum masum dolanan bu filmde büyü var, yakışıklı büyücü var, mutlu son var; yani listemize girmesi için çok sebep var. Hem anime karakterler de sever! Çizgilerin kralı Hayao Miyazaki imzasını taşıyan 2004 tarihli Yürüyen Şato, büyülü bir masalı ve sevginin gücünü izletiyor bizlere. Kötü bir büyüye maruz kalınca yaşlı bir kadına dönüşen Sophie’nin bu büyüyü bozmak için çıktığı yolculukta bıkmadan mücadele etmesine ve etrafındakilere umut vermesine hayran kalıyoruz. Bir başka büyücü olan genç ve yakışıklı Howl’un da devreye girmesiyle macera ve keyif katlanıyor. Hareket eden bir şato, bu şatonun asla sönmemesi gereken alevi, korkuluk falan derken iyice kaptırıyoruz.

Aşk filmleri say say bitmez, aslında gönüller bir olduktan sonra film de fark etmez. Yeter ki tadımız tuzumuz yerinde olsun, mesela yanımızda bir de Tadım Karışık Kuruyemiş Festival olsun!